Yine can sıkıntısından Facebook’ta gezerken dikkatimi çekti de Vine Fenomenleri Üniversitemizde diye bir etkinlik oluşturulmuş, 209 kişi de buna katılacağını belirtmiş. Hani düşündüm üniversite zamanımda böyle bir etkinlik olsa katılır mıydım, hayır. Bizdeki bu ünlü olma merakını anlayamadığım gibi ünlülere olan merakımızı da asla anlayamayacağım. Bizdeki derken insanoğlunun genelinden bahsediyorum da sanki Türkiye’de bu daha fazla gibi gibi. Zira Vine gibi sikimsonik bir sitede 5-10 saniyelik videolar çekip popüler olmuş biri bana ne katkı sağlayabilir diye düşündüm de bir cevap bulamadım. Özellikle üniversite seviyesindeki birine hiçbir katkı sağlayacağını düşünmüyorum. Hah bu Vine üzerinden popüler olup televizyonda reklamlara çıkıp ekmeğini bulanları takdir ediyorum bak ama bunların yaptığı yapabileceği bu kardeşim. Seni beni onu güldürmek, işte az biraz takipçi kitlesine ulaşınca reklamlara çıkıp yine sikimsonik bir şeyin sikimsonik bir reklamında oynayıp sonrasında popüleritesi azalınca eski hayatlarına devam etmek. Bu adamlar üniversiteye seminere gelmiş de şöyle konuşacaklarmış da böyle konuşacaklarmış da sana bilgi ve deneyimlerini aktaracaklarmış da mış da mış. Bir ara Twitter fenomenleri vardı böyle. Herkes onları konuşuyordu. Hala varlar mı bilmiyorum Pucca bir şekilde yolunu buldu kitaplardan sonra Cerilevis vardı sikimsonik bir dizide oynadı Mehmet Ali Erbil’le beraber. Tuvaletterliği vardı ve daha aklıma gelmeyen birkaç tanesi daha. İşte fenomen olan hemen kitap yazdı oradan yolunu bulmaya çalıştı kimileri üniversitelere sosyal medya seminerlerine katıldı. Onlar da bu kadar çok konuşuluyordu da şimdi kaçımızın aklındalar ya da kaçımız ne yaptıklarını umursuyor? Tumblr’dan da çıktı böyleleri. Ahmet Batman örnek mesela. Tam nereden popüler oldu bu adam bilmiyorum ama buradaki adresinden ve de ergenler arasındaki geçen sene olan popülerliğinden yola çıkarak konuşuyorum bunu kullanarak işte adam kitap yazdı birinci kitabın ekmeğini yemek için ikincisini yazdı ondan sonra bilmiyoruz tabi yazdı mı bir şeyler ve daha sonra o da söndü kaldı. Böyle bir kaç tanesi çıktı aramızdan sanırım, çıkacaktır da ama bu kimseler popüler kültüre malzeme olmaktan başka bir boka yaramıyorlar açıkcası. Biraz acımasız bir yorum oldu bu ama Arda Kural’ın haberlerde çıkan konuşmasını defalarca dinleyince tamamen böyle düşünmeye başladım. Hani burada biraz popülerliğim var şimdi inkar etmiyorum. Burayı daha aktif kullandığım dönemde her defasında iyi yazmadığımı burayı sadece stres atma yeri olarak gördüğümü belirtmeme rağmen sürekli atılan kitap yaz, kitap yazmalısın, kitap yazarsan kesin okurum şöyle dergimiz var yazmak ister misin fanzin çıkarıyoruz arkadaşlarla sen de bir kaç yazı gönderebilir misin mesajlarına kanıp bu işi ciddiye alıp bir kitap çıkarsaydım ya da dergide yazmaya başlasaydım muhtemelen ben de bu şekilde işe yaramazın biri olacaktım diye düşünüyorum. Hah popüler olma kaygısı taşımadan edebiyat dergilerinde yazan çizen insanlara sözüm yok, onlar gerçekten bir emek sarf edip kendince bir şeyler başarmaya çalışan arkadaşlar onların hakkını asla yemem ama bu sosyal medya ağları üzerinde sağlanan popülerliği kullanıp kitap, dergi çıkaran bu şekilde yolunu bulmaya çalışanları işe yaramaz olarak gördüğümü belirtmek istedim. 

35 not, Ekim 20, 2014

Tokyo Ghoul’un final yapmasıyla düştüğüm ne izleyeceğim lan ben şimdi boşluğunu Sei no Kakuritsu ile doldurdum sayılır. Henüz yayınlanmış 2 bölüm olmasına rağmen gerek çizimler gerekse akıcılığı daha doğrusu sürekli maceradan maceraya koşan kahramanların anlatıldığı animelerin aksine ne kadar konusu basit olsa da (uzaylıların dünyayı istilası ve ezik bir liselinin kahramanlaştırılması) tek bir konu üzerinden devamlılık sağlanması (Shingeki No Kyojin gibi) bu animeyi izlenebilir kılıyor. Müziklerini bile sevdim diyebilirim. Tam emin değilim ama turkanime’de cuma günleri yayınlanıyor sanırım. Tavsiyedir. 

Tokyo Ghoul’un final yapmasıyla düştüğüm ne izleyeceğim lan ben şimdi boşluğunu Sei no Kakuritsu ile doldurdum sayılır. Henüz yayınlanmış 2 bölüm olmasına rağmen gerek çizimler gerekse akıcılığı daha doğrusu sürekli maceradan maceraya koşan kahramanların anlatıldığı animelerin aksine ne kadar konusu basit olsa da (uzaylıların dünyayı istilası ve ezik bir liselinin kahramanlaştırılması) tek bir konu üzerinden devamlılık sağlanması (Shingeki No Kyojin gibi) bu animeyi izlenebilir kılıyor. Müziklerini bile sevdim diyebilirim. Tam emin değilim ama turkanime’de cuma günleri yayınlanıyor sanırım. Tavsiyedir. 

Reblogged from 0ci0, 584 not, Ekim 20, 2014

Alper Canıgüz

Alper Canıgüz

53 not, Ekim 20, 2014

Ne garip bir oyuncak şu insan!
Yürür, konuşur ve acı çeker. 70 kilodur.
Kendisine ve çevresine ait hiçbir şey bilmez.
Bir nevi ıstırap makinesi. İplerini başkaları çeker.
Neye sevinir bilinmez.
Sınırsız olan hayalleri ve acı kabiliyeti.
Etten bir kafes ve acz içinde kıvranan bir ruh..

Cemil Meriç

35 not, Ekim 19, 2014

Günaydın

Evde elektrik yok
Hiç bir şey yapasım yok
Dışarda mükemmel bir hava var
Akşama kadar yatıp uyuyasım var.

29 not, Ekim 19, 2014

"Bazen konuşmaktan sıkılıyorum, birine bir şey anlatmak zor geliyor. O anlatması zor gelen şeyi yanlış anlayanlar olunca daha da çok konuşmaktan sıkılıyorum. İnsanlardan sıkılıyorum. Anlamak bu kadar zor olmamalı. Bakın, sadece anlayacaksınız, bunda bir şey yok, saçmalamayın. Söylenmemiş şeyler söylenmiş gibi yapmayın, kulağınızda insanların kullanmadığı kelimeler yankılanmasın. Kıçınızdan kelime uydurmayın  zira kıçınızdan uydurduğunuz kelimeler pis kokulu, pis kelimelerdir ve tuvaletinizin nadide köşesine yavaşça bırakılması gerekir.

İşte böyle şeyler olduğunda kelimeler ağzımdan çıkmasınlar da mesela, kafamın yanından yavaşça çıkacak olan konuşma balonunun içine doluşsunlar ve karşımdaki o baloncuğa doluşan kelimelerimi okuyup oradan beni anlasın istiyorum. Oradan okusun, anlayabilsin, parantez içinde de ayrıca bir açıklama belirsin ki iyice anlasın, uzun uzun düşünsün, “Hmm…”desin, kafasını kaşısın ve “Böyle mi demek istemiş… Aaa hayır ya öyle demek istememiş?” desin. Anlamadıysa bir daha okusun, böylece kıçından pis kokulu kelime uydurmamış olur. Güzel olur, yani güzel olurmuş. Bunlar hep düşünülmeliydi, düşünülmemesi hoş değil. Karşımdakinin de canı konuşmak istemiyorsa veya bir şeyi anlatmak ona zor geliyorsa, onun da aynı şekilde konuşma baloncuğu olsun, ben de onun baloncuğundaki kelimeciklerini okuyayım.
Ara sıra çizgi romana dönüşebilen yaratıklar olabilseymişiz iyi olurmuş, efektlerimiz de olurdu. Öyle güzel güzel anlaşırdık, yanlış anlaşılma ihtimalimiz azalırdı, böylesi biraz yorucu. İnsana laf anlatmak yorucu. Laf dinlemek de çoğunlukla yorucu.
 
En azından benim hayali dünyalarımdan birinde, ihtiyaç halinde, insanların kafasının tam yanından konuşma balonu çıkıyor, böylece birbirlerini yanlış anlama ihtimalleri azalıyor. Mesela bakın şu anda bir sokağın tam ortasında birinin kafasının yanından konuşma baloncuğu beliriyor ve karşısındaki, o baloncuğun içindekileri okumaya başlıyor… Okuması  anlaması bitince baloncuk “puff!” diye patlıyor ve o sırada baloncuğun içine doluşan kelimelerin harfleri  havada savrulup yere dökülüyor, sonra birbirini güzelce anlayan insancıklar, o yere dökülen harfleri yavaşça toplayıp ceplerine dolduruyorlar ve bir yerde bir şeyler içmeye gidiyorlar.

 İşte bunlar hep hayal.”

28 not, Ekim 18, 2014

Tweet.

Tweet.

286 not, Ekim 17, 2014

"Seninle yıldızlı gökler, altın kumsallar, yeşil bir deniz düşlüyorum. Yıldızlar senle daha yakın oluyor, kumsallar sonsuza uzanıyor, denizin içinde binlerce yeni dünya doğuyor. Ah canımın içi, kutup yıldızım seninle her şey dönüşüp, başka bir şey oluyor..
Seninle bir tablonun içine hapsolmak istiyorum. Bir müzenin duvarında solgun sarı bir ışık altında kalakalmak, uzanmış elinin gölgesi olmak, ayaklarının altında uzanmış çimlere bakmak, tablonun ortasında dahası kalbinin ortasında açan bir mahzun çiçek olmak istiyorum. Ah göz bebeğim, yedi rengim seninle ben yeniden doğuyorum.
Seninle genç hüzünlü bir aşığın kömürle duvara yazdığı bir şiirin iki dizesi olmak istiyorum. Biri olmadan diğeri eksik kalan, art arda okunduğunda umut, bir başına okunduğunda keder veren iki dize olalım istiyorum. Şiire aşık olmayan hiçbir göz dokunmasın, okumasın bizi diyorum. Ah ömrümün şiiri, sevincim ve kederim sen yalnız ama yalnız benim dudaklarımdan dökül istiyorum. 
Seninle bir balıkçının ayaklarını yıkadığı çeşme olmak istiyorum. Ne zaman çağıldayarak dökülsek her yan huzura kessin diyorum. Su gibi aziz olalım, onun gibi katışıksız, saf ve masum kalalım istiyorum. Denizim, tuzum sensiz ben hiçbir yere sığamıyorum.
Seninle zamanın bilinmeyen bir noktasında kaybolmak istiyorum. İstiyorum ki parmak uçlarımız birbirine değdiğinde zaman yitip gitsin ve biz sonsuzluğun içinde kalalım. Ah benim gecem, gündüzüm, kayıp zamanım… İnan bana sensiz geçen her an kederimden ölüyorum.
Sana binlerce şey söylemek istiyorum. Kalbimi koparıp ellerine versem diyorum. Yalnız bir meyve gibi saklasan onu, kıymetlendirsen ve hiç vazgeçmesen ondan.. Kalbim, ruhum sen diyorum sen sadece.. Zaten başka da bir şey diyemiyorum..”

22 not, Ekim 15, 2014

Çöp.

Genellemek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama bence insanları olarak pis bir milletiz. Bunu nereden çıkardın derseniz sokakta orda burda gözlemlediğim kadarıyla böyle bir sonuca vardım. Yolda yürürken mesela önümüzdeki bir cips poşetinden rahatsız olmuyoruz. Onu yerden alıp çöpe atmak yerine sanki orada yokmuş gibi umursamadan geçip gidiyoruz. Bence yapılması gereken o çöpü gördüğümüzde olduğu yerden alıp çöp kutusuna atmak olmalı. Şimdi Aydın’da kalıyorum mesela. Sabah adımımı kapıdan dışarıya attığım andan itibaren çöple karşılaşıyorum. Hani servis beklemiyor olsa tüm kaldırımı tertemiz yapacağım. Bir kere elimde çöp poşeti ile bulvar üzerinde kaldırımı belirlediğim alan içinde kendimce temizledim. Yaptım bunu bakın. Gelen geçen bana baktı. Denizli’de mesela belediyenin temizlikçileri ellerinde süpürge sokak sokak temizlik yapıyor ama Aydın’da böyle bir şey görmedim ben şimdiye kadar. Hah bölge ayrımı yapılıyordur bilemem ama öyle kötü bir yerde de oturmuyorum. Aydın’ın en büyük AVM’sine giden yol üzerinde oturuyorum fakat dediğim gibi çevre temizliği yok denecek seviyede. Belediyenin imkanları kısıtlı diyelim yapamıyor böyle bir şey ama o muhitte yaşayan insanların çevrelerine olan bu duyarsızlığı aslında benim canımı sıkan. Hani bu sadece Aydın’a has bir şey değil. Ankara’da, İstanbul’da ne bileyim bir İzmir’de de karşılaştım aynı durumla. Yediğin içtiğin bir şeyi neden sokağa atıyorsun ki sen. Çöp varsa çöpe at yoksa cebine koy uygun olduğun bir yerde at. Hong Kong’ta bildiğim kadarıyla yere çöp atmak hapisle cezalandırılıyormuş. Türkiye’de bu konuda bir yaptırım yok. Hukuki yaptırımı geçtim ahlaki bir yaptırım bile uygulanmıyor artık. Sağda solda yere çöp atanı kınamak yerine ya görmezden geliyoruz ya da umursamıyoruz. Eğitim müfradatına mı koyulmalı bu çevre duyarlılığını sağlayacak bir şeyler yoksa hukuki yaptırım mı uygulanmalı bilmiyorum ama bence artık bu konuda bir şeyler yapılmalı.

35 not, Ekim 15, 2014

Onu ilk gördüğümde karşımda kurduğu ilk cümleden sonra hissettiğim şeyin adı aşk’tı. Biliyorum. Öyle uzaktan uzaktan o kadar çok muhabbet ettik ki onunla. Yavaş yavaş, içine sindire sindire kabullendim onun karşıma çıkan en güzel şey olduğunu. En saçma şeylerden bahsettik bazen kelimelerimizin tükendiği yerde karşılıklı sustuk. Hiç bıkmadan saatlerce konuşabileceğiniz bir insan düşünün, bu sizin en sevdiğiniz olmasın da ne olsun. İşte Necla benim en sevdiğim. Onunla yaptığım her şey güzel ama en güzeli de karşılıklı durup yaptığımız sohbet. O konuşurken bir yandan söylediklerini dinleyip diğer yandan onu gözlemlemek, sevdiğiniz birine bir şey anlatırken yaşanılan tatlı heyecan vardır ya mesela. Necla bunu çok yapıyor işte. Dinlemek dinlemek. Belki saatlerce konuşsa ben dinleyeceğim onu. Öyle güzel onunla sohbet etmek. Ben konuşmaya başlayınca pür dikkat beni dinlemesi ayrı güzel, yüzüne bakınca utandığına gözlerini kaçırması ayrı güzel. Onu, sesini, anlattıklarını, ağzından çıkan her cümleyi kelimesine kadar çok sevdiğim bir gerçek.

44 not, Ekim 15, 2014

Aydın’da oturduğum mahalle çingene mahallesi. Akşam üzeri mesaiden dönerken ekmek almak için bakkala doğru yürürken bulvara çıkan ara sokaklardan birinde elemanın biri araba temizliyordu galiba bir yandan da roman havası denen o değişik müziklerden biri çalıyordu. O ara binanın birinden iki tane kız çocuğu çıkıp oynamaya başladılar. İlgimi çekti başladım bunları seyretmeye. İki derken üç, üç derken beş oldular. Bir ara dedim tüm mahalle toplanacak herhalde birazdan buraya. Öyle bir şey olmadı, iki-üç parça sonra dağıldı çocuklardan oluşan o kalabalık. Eve vardım biraz uyudum, kalktım. Yemek yaptım, affedersiniz söylemesi ayıp mükemmel zeytinyağlı dolma yaptım da evde yoğurt olmadığını fark ettim. Hırkamı alıp zira Aydın bu aralar geceleri soğuk oluyor dışarısı. Yoğurdu aldım bakkaldan eve dönerken iki tane çingene olduğunu düşündüğüm çocuklar kız apartlarından birinin bu parmak izli giriş sistemi var bir de şifre ile de kapı açma şeysi de olabilir onun düğmelerine basıp duruyor. İşte aklı sıra oyun oynuyor. Ne yapıyorsunuz lan dedim. Ürküp hiç bir şey abi dedi biri. Baktım dediğim gibi apartman kapısını şifre ile açmaya yarayan sistemden var işte. Hemen orada da kapı zilleri. Şöyle bir baktım zillere sonra çocuklara baktım. Bütün zillere yukardan aşağıya basıp “kaçın!” deyip koşarak uzaklaştım oradan. Çocuklar da peşim sıra geldiler de sonradan ara sokaklardan birine girip karanlıkta kayboldular. 

31 not, Ekim 13, 2014

benim bu ellerim 
sana dokunabilmek için var
benim bu gözlerim
o cennet gülüşünü görebileyim diye var
kulaklarım var ki
sesini işiteyim diye
dudaklarım 
dudaklarını öpebilmek için var
ciğerlerim ki
kokunu içime doldurabileyim diye var
benim bu kollarım
seni sımsıkı sarabilmek 
ayaklarım soğuk kış gecelerinde
ayaklarını ısıtabilmek
aklım 
oradan hiç çıkmayasın diye var
benim şu kalbim ki
seni çok sevmek için var.

61 not, Ekim 13, 2014

"Esmer güzeli Necla’nın baktıkça bayıldım dediği gökyüzü
İşte ben bunu mutlak yazmalıyım dedim
Karanlıkta dünyayı bir bir hatırlamak
Ben yeter dedikçe şehirlerin güzelleşmesi
Bir anda kendi kendime bulduğum mutlu gerçek
Bir kadın var beni onun iki eli, iki gözü kurtarır yaşamamaktan
Öyle hoşlanırım ki onunla yatmaktan utanırım artık

Sabahları acıkmayı ondan öğrendim.”

25 not, Ekim 13, 2014

bir sigara
bir sigara
bir sigara daha
bir kahve
bir kahve
bir kahve daha
gece uyuyamamaktan şikayetçiyim
ama sanki ve de galiba
uyumamak için elimden geleni ardıma koymuyordum
bilerek değil bilmeyerek de değil
bilinçsizce hiç değil
düşünecek çok şeyim vardı
ben düşündükçe
düşünecek çok şeyim kalmadı değil
dertler tasalar
derler ki hiç bitmezmiş
dedikleri gibiymiş
dertler tasalar inanın hiç bitmiyor
ve dahi gitmiyor
bu bendeki
dert tasa
hiç bitmiyor.

36 not, Ekim 13, 2014

"Bana çay pişir. Bırakalım her şey kendi kendine düzene girsin. Yavaş yavaş soyunalım. Bir şey kaybetmek korkusuyla yaşamayalım. Ne olacak endişesine kapılmayalım. Bırakalım zaman her şeyi halletsin. Bu söz bize korkunç gelmesin. Aynı ırmağa bir kere daha girelim. Acele etme, çay kendi kendine demlenir… Günlük yaşantıların küçük koşuşmaları içinde bunalmayalım, nefes nefese kalmayalım. İnsan kendini kaybediyor sonra."

Oğuz Atay

86 not, Ekim 12, 2014