Behzat Ç. — Seni Kalbime Gömdüm

48 not, Ağustos 21, 2014

Bu kokuşmuş dünyada
başka ne yapılabilir ki zaten?

Bu kokuşmuş dünyada
başka ne yapılabilir ki zaten?

301 not, Ağustos 21, 2014

"Adam öldürmek devletin tekelinde mi?Yoksa ben de öldürebilir miyim istediğimiDevleti öldürebilir miyim örneğinVe öldürmek istediğim öteki zulümleri.”

"Adam öldürmek devletin tekelinde mi?
Yoksa ben de öldürebilir miyim istediğimi
Devleti öldürebilir miyim örneğin
Ve öldürmek istediğim öteki zulümleri.”

73 not, Ağustos 20, 2014

Ferit Edgü demiş.

Ferit Edgü demiş.

88 not, Ağustos 20, 2014

Saçını kısa kestirmiş kadın edebiyatı ile gökkuşağı edebiyatı yapan lezbiyen ablalar, ablalarımız.

Sizce de çok sıkıcı olmaya başlamadınız mı?

49 not, Ağustos 20, 2014

Bazı insanların kalbinin çirkinliği keşke yüzüne yansısaymış.

1.434 not, Ağustos 17, 2014

"Ne kadar sevse de insan, tükenip yorulduğu bir saat var."

Cezmi Ersöz

479 not, Ağustos 16, 2014

Canımız çok yandığında etrafımızda kimse yoktu bizim. Derdimizi anlatacak bir iki öğüdünü dinleyecek bırak dostu arkadaşlarımız da olmadı. Tanıdıklarımızın hepsi çıkarcıydı, işi düşünce ararlardı. Yalandan halimizi hatrımızı sorarlar sonrasında bizden istediği şeyi anlatırlardı. İnsanlardan böyle böyle tiksindik değil mi?

67 not, Ağustos 16, 2014

Tweet.

Tweet.

4.988 not, Ağustos 15, 2014

Osmanlı’nın son zamanları, padişah ve vezirleri yönetiyor ülkeyi daha doğrusu yönetemiyor. Her yerde karışıklık var, isyanlar peşi sıra gelmiş, ekonomi berbat durumda. İsyanları bastırmak için paralı askerler ayarlanacakmış ama bunun için maddi kaynak bulunamamış. Uyanık bir vezir ortaya bir fikir atmış. Şehrin girişinde bir köprü varmış, oradan gelen geçenden para alalım demiş. Padişahın aklına yatmış bu fikir, tamam demiş bir adam ayarlanmış ve başlamış köprüyü kullananlardan para almaya. Halk arasında kimse de bu işe laf etmemiş, padişahın emridir deyip paralarını ödemişler. Sonra padişah ve vezirleri bakmışlar elde edilen bu gelir askerlerin maaşlarını karşılamıyor. Ne yapalım ne yapalım derken vezir bir fikir daha atmış ortaya. Köprünün bir başına bir de sonuna adam dikelim iki taraftan da para toplansın böylece daha fazla gelir elde ederiz demiş. Padişah kıllanmış, durduk yere halkı isyana teşvik etmeyelim vezir, emin misin bak demiş. Vezir kendinden emin bir şekilde bir şey olmaz padişahım deyip fikrinde diretmiş. Ertesi gün köprünün bir başına bir de sonuna adam ayarlanmış, gelen geçen bir başında para ödemiş bir de sonunda. Kimse de bu işe ses etmemiş. Padişah yine şaşkın. Gel zaman git zaman elde edilen gelir yetmeseydi başlamış yine. Vezir hemen bir fikir daha atmış ortaya. Şimdi demiş padişahım köprünün bir başında, bir de sonunda adam var ya, eeeee demiş padişah. Bir de demiş ortaya adam koyalım, gelen geçeni önce siksin sonra para alsın bunun karşılığında. Padişah olur mu öyle şey bu sefer kesin isyan eder bu halk demiş fikri beğenmemiş ama vezir ne yapıp ne edip fikrini uygulatmış padişaha. Şimdi biri köprüyü kullanmak istediği zaman bir başında para ödüyor, ortaya gelince bir güzel sikilip karşılığında yine para ödüyor ve bir de sonunda para ödüyor. Bu uygulamaya da kimsenin sesi çıkmamış. Padişah işkillenmiş. Ben demiş bir halkıma sorayım bu uygulama hakkında ne düşünüyorlarmış, varsa bir sıkıntı kaldırtayım demiş bu uygulamayı. Neyse meydanda halk toplanmış padişah sormuş ey halkım böyle böyle bir uygulama yapıyoruz köprü ile ilgili, herhangi bir sıkıntınız, itirazınız var mı diye sormuş. Kimseden ses çıkmamış. Padişah tekrarlamış lafını. Adamın biri utana sıkıla lafa girişmiş. Padişahım demiş köprünün başında para ödüyoruz, tamam. Çıkarken de para ödüyoruz, o da tamam da demiş. Köprünün ortasında bizi para karşılığında siken adam sayısını iki yapsak güzel olur, orada çok sıra oluyor çok bekliyoruz demiş.

Sonuç olarak; Bu halka bir RTE yetmez arkadaşlar, bir tane daha lazım.

16 not, Ağustos 15, 2014

3.985 not, Ağustos 14, 2014

"

rejisörler senden yana
mevsimler ve uçan halılar
son sahne sarhoşuyuz belki de hala
o filmin sonunda ağlayacaktık galiba
gözümüze dünya kaçtı
beyazıt’ta
ne meydandı ama
elektrik kokuyor her yanımız
insan hakları mı diyorduk
beş heceli başka bir şey mi yoksa
anne bir on iki eylül yarasıdır
merkez sağ bahsini çokça söylemiştik
gözlerinden geçiyoruz
guantanamo’nun kapısı açık kalmış yine
emperyalizm de kahrolmadı
bir sigaran var mı?
çünkü bir sigara serbestledikçe beş vakit piyasa
holosko artı bir miktar para
dünya değiştirilebilir biraz sıkı tutunca
mezar geceleri, dört kollular
iyi bilecek olanlar asla

eksik pansumanlara razıdır ikna odalarında
son kez yüksek sesle batının ilmini mutlaka
sigarayı yakınca otobüsün gelmesi
ontolojik bir sorun değildir ayrıca
holosko artı bir miktar yara
statükoya armağan olacaktır varlığım
bakışları kapital, iyi halden marksist
kerbela görüce zülfikarı susan gönüllere deva
her şeyi devletten beklemek uzunca bir kış gibi
yakacak içimizi tevhid-i tedrisatın ateşi
söz, kıymetli bir mayındır
meclisten içeridedir
şubatlar çok sert geçer
senetler ve de aşklar
merhem olunuyorsa
ve salyangoza sürekli zam yapılıyorsa
mahallemiz işgal altındaysa
burada yabancıları sevmezler
evet evet tam olarak burada
ceo olmak istemiyorum diye uyanılan kabuslarda
hangi sosyolojik yaraya varılır bilmem
uçan halılarda yerimiz yok, anladık
ve babaannesi baş örtülü adamlar
memleket meselesidir hala
tab edilmemiş yaslardan geçiyoruz kaç zamandır
adettir çünkü yazıldığı gibi ölünür burada
işık şiirden yükselirse
yanık kokuları yusufiye’dir
doğudan gelenlerin hepsi bize hatıra
bir ölünün ardından bakakalmak gibiyiz
bazı ikindiler hep böyledir, sen bize aldırma
adımızı tahtaya yazıyorlar, pek konuşmuyoruz oysa
yine de çok yakışıyoruz tahtaya
bazı ikindiler hep böyledir
yazıldığı gibi ölünür, sen bize bakma
gösterdiğin yolda hiç durmadan yürüyeceğime
holosko artı bir miktar para
yaralı serçeleri manşete taşımıyor dünya
dünya bunu hep yapıyor
çirkin kurbağalar öpmekten yorgunuz sanma
misafirliğin zekatı ayakta beklemek
dünyaya tabiyiz her gün
bekleme odaları kadar gergin
karateciler nedense hep yeşil kuşak
seksen sonrasıyız dedik ya en fazla nakarata eşlik ederiz
burada konuyu değiştirmek isterdim aslında
yağmurda bazen mecaz da ıslanır
iyi ki bir metin yüksel’iniz var lan diyenlerden geçtim
geçtim dünya üzerinden
lapa pilava da risotto diyorlar ısrarla
tamam lan siz haklısınız, şiir rönesanstan büyüktür
şiir ve rönesans aynı cümlelerde hep biraz eksik
son teklifimdir dünyaya
uslu çocuklar çarmıha
holosko artı bir miktar yara
çirkin kurbağalar öpmekten yorgunuz sanma
romancılara bayılan baş örtülü kızların
hayır hayır bu şarkı bizim değildir
bu kemancılar ve bu beşinci sınıf artistlik acılar
nükleer silahlarla şiir de yazılmaz
tek kişilik acılarla kaplıdır çünkü uçurtmalarımız
jilet bağlanmıştır telaşımıza henüz erkenden
çocukluk denmez ya buna, olsa olsa kundaklama
şimdi ölebiliriz aslında bir proleter gibi
dikeriz gözlerimizi belki hayata
uhud’un okçularından rol çalıyor nasılsa dünya
o filmin sonunda ağlayacaktık galiba.

"

Güven Adıgüzel

19 not, Ağustos 14, 2014

Gelecekteki halim nasıl olur diye düşünüyorum da bazen her seferinde de farklı kişiliklere bürünüyorum. Bu sefer kendimi işten çıkıp eve giden, bir şişe şarabı sırasıyla önce yemekte sonra müzik dinlerken ve daha sonrasında kitap okurken bitiren bir kişilik olarak düşündüm. Küçük bir evi var mesela bu gelecekteki benin. Evdeki tek teknolojik alet cd çalarlı müzik seti. Yani benim öngörüm tabi bu. Günümüzde plaklar ne ise gelecekte cd çalarlar o oluyor işte. Sonra oturma odasının bir tarafı kitap yığınlarıyla dolu mesela. Düzen karşıtı bir insana yaraşır bir biçimde. Okuduğumu oraya koymuşum da o kitap yığınının üzerine uzanıp arada sırada okuduğum kitapları tekrar okuyorum. Hiç evlenmemişim. Herhangi bir bağlanmaktan kaçınıyorum. Arada sırada haftasonları takıldığım barda tanıştığım sonrasında evime gelip giden kendimce hoş hatunlarla güzel sevişmelerim oluyor mesela. Çoğu zaman uykusuzluk çekiyorum da ilaç kullanmamak için kendimi şaraba vermişim. Kendimi böyle biri olarak düşündüm de çok da kötü bir yaşam değil hani be.

18 not, Ağustos 14, 2014

Dert dinlemek kadar berbat ama bir o kadar da güzel bir şey yok şu dünyada. Sen az biraz üzülüyorsun ama karşındaki insan anlattıkça çehresinin değişmesi, ağzından çıkan her cümleden sonra sanki daha iyiymiş gibi hissettiğini gördükçe ki bunu kolaylıkla anlamak mümkün değil bunun için çok dert dinlemiş olmanız lazım neyse dert dinlemenin ne kadar güzel bir şey olduğunu anlayabiliyorsunuz. Aslında psikolog olmanın en güzel tarafı bu galiba. Dert dinleyip para kazanıyorsunuz. Tabi onlar daha profesyonelce yapıyorlar işlerini ben daha basite indirgedim de psikolog olmayı küçümseme amacında değilim. Az önce bir askerle konuştum. Kısa dönemlerden. Hani 4 yıllık bir bölümden mezun olup askerliğini 6 ay yapmaya hak kazananlardan. Evet, cümle biraz saçma oldu zira böyle askerliği kim hak etmek ister ki. İnsan ayırımı yapmıyorum ama bu kısa dönem askerlerle daha iyi anlaşıyorum daha iyi sohbet edebiliyorum. Sonuçta üniversite ortamı görmüş adam şimdi ağzı laf yapıyor ortak anılar bile çıkıyor yani sohbete başlayınca komik hikayelerin ardı arkası kesilmiyor mesela. Hatta çoğu askere arkadaş gözüyle bakıyorum sonuçta sivile çıkınca bu adamlar istese seni sikine takmaz ambayane tabir ile. Ne gerek var kendini kötü isimlendirmeye. Tabi bu benim kendi düşüncem ve de bu askeri usüllere tamamen ters hareket ettiğimi gösteriyor. Şimdi bu asker, işte arkadaşın, adı Ozan; yüksek lisans başvurusu için Adana’ya gitmesi gerekiyor. Eylül ayının ikisinde mülakat yedisinde sınav ve sonraki günlerde de ders seçimi vs var. Şanssızlığa bakın ki askerliği de ayın yedisinde bitiyor. Ozan bir sene daha beklememek için 5-6 gün öncesinde erken terhis alıp gitmek istiyor ama işte başındaki komutanları buna izin vermiyormuş. Hayır kendi çocukları böyle bir durumda olsa kılı kırk yarıp bir hal çaresine bakacak olan tipler bir de bunlar ama gel gelelim yok, izin vermiyorlar. Keşke elimden bir şey gelse ama ben de bir şey yapamıyorum. Şimdi de çocuk, çocuk dediğime bakmayın ben kadar var işte adam her şeyden vazgeçtim askeriyeden de nefret ettim komutanım diyor. Ne gerek var diyorum ben. Hani belli adamın özel bir durumu var. Askerlikte de faydası dokunmuş olana erken terhis uygulaması diye bir şey varken gönder gitsin işte adam işine gücüne baksın, vatana millete faydası dokunsun. Neden işi yokuşa sürüyorsun ki sen? Bilmiyorum ben işin vicdanı boyutuyla bakıyorum olaya hala asker mantığı daha doğrusu askeriyenin mantıksızlığı yerleşmiş değil kafama. Yerleşmesini de istemem tabi. Sonuç olarak adam işinden gücünden olacak bir yıl boyunca işsiz gezecek belki de saçma sapan işlerde çalışacak. Şubat ayında da varmış başvurular ama onlar da pek işine gelmiyor zaten. Bu olayı konuştuk konuştuk da başka söyleyecek söz bulamadık ve hayırlısı olsun diyebildik birbirimize bakıp. Hayırlısı olsun.

15 not, Ağustos 14, 2014

Sabah uyanıp elimi yüzümü yıkamak için banyoya gittiğimde fark ettim. Yüzüme su çalıp kafamı kaldırıp aynaya baktığımda omuz bölgemin hemen üst kısmında sivilcelerin olduğunu fark ettim. Sonra sırtıma baktım ki sıkıntıdan çıkan sivilcelerin haddi hesabı yok. Neyi dert ediyorum bu kadar ben de bilmiyorum yeminle. Oysa ben kalesiz görünmeye çalışan adamın tekiyim. Ölümle burun buruna geldiğim anlarda bile telaş yapmak yerine gülüp geçen ben bir şeyleri kafaya takıyorum. Neyse traş olurken de önce dudağımın kenarını sonra burun deliğimin yan kısmını kestim. Kendi kendime söylendim durdum sabah. Bunca zamandır traş oluyorsun ama bir türlü doğru düzgün traş olmayı öğrenemedin diye kendimi azarladım. Sonra dişimi fırçaladım. Kahvaltı yapmadan diş fırçalamak berbat ötesi bir şey sabahları. Duşa girdim. Akşamları duş alıyorsam başka sabahları duş alıyorsam başka duş jeli kullanıyorum ben. Sabah duşta daha ferahlatıcı etkiye sahip duş jelini kullandım. Duştan çıktım. Havluya sarılıp odaya koştum. Sabahları zamanın kısıtlı olması berbat bir şey. 20 geçe servis geliyor ve benim 5 dakikam vardı. Hemen üstümü giyinip saçıma karma kuruşuk bir şekil verip ayakkabılarımın bağcığını bağlamadan kendimi kapı dışarı attım. Tam ben dış kapıdan adımımı attım servis geldi. O an hafif tebessüm ettim. Zamana ayak uydurabildiğimi düşündüm. Keşke her şey böyle olsa. Zamana ayak uydurabilsek keşke. Hiçbir şey ne erken gelse ne de biz onlara geç kalsak. Keşke demesek de yaptığımız şeylerden asla ve asla pişmanlık duymasak. Böyle bir ütopyanın hayalini kurdum da işte sabah sabah. Sonra bu ütopyada yaşarken sırtımda bir daha sinir stres kaynaklı sivilcelerin çıkmayacağını düşündüm. Yine tebessüm ettim.

28 not, Ağustos 14, 2014